Allame Tabatabaî'nin Ekolüne Genel Bir Bakış

Allame Tabatabaî'nin Ekolüne Genel Bir Bakış

Son yüzyılın büyük insanı Allame Tabatabaî'nin (rh) melekutî rıhletinin yıldönümü münasebetiyle onun süluk ve ahlak mektebini kısaca gücümüz yettiğince bu makalede özet olarak arzedeceğiz.

İnsafla söylemek gerekirse dinin Kur'anî, ahlakî, tevhidî ve ibadî meseleleri ve aslî anlamlarının çoğunun izahını, asrımızın büyüklerinden iki kişinin çabalarına borçluyuz. Bunlardan biri merhum Allame Tabatabaî (rh) ve diğeri de devrimin büyük lideri merhum İmam Humeynî'dir (rh). Dolayısıyla bu iki kıymetli büyük aracılığıyla İslam'ın ilmî ve amelî mektebini tanımak hayli ön açıcı ve zaruridir. Bu makalede özetle merhum Allame Tabatabaî'nin (rh) eğitim ekolünün içbükey özelliklerini açıklayacağız.

Allame Tabatabaî'nin (rh) eğitim ekolünde -tıpkı bu yolun diğer büyüklerinde olduğu gibi- göze çarpan temel özellik, bu mektebin prensip ve talimlerinin Kur'an'a ve ismet-taharet Ehl-i Beyt'inin (a) sözlerine uygun olmasıdır. Yani İbn Fehd Hıllî'den Seyyid b. Tavus'a (rh) kadar bu yolun büyük şahsiyetleri zincirinde; yine Allame Bahru'l-Ulûm (rh) -her birinin kendine özgü ahlakî ilkeleri ve talimatları vardı ve onları beyan ediyorlardı- ve merhum Molla Hüseyinkulî Hemedanî ile onun talebeleri Allame Tabatabaî (rh) ve Ayetullah Saadetperver'in (rh) eğitim mektebinde tüm ilke ve düsturların kökünün ve tevhidî seyru sülukta açıklanan herşeyin Kitab ve Sünnet'e uygun olduğuna ilişkin apaçık ilke dikkat çekmektedir.

Allame'nin eğitim mektebinde net şekilde görülen ikinci özellik, kendisini düsturların nizamında tecelli ettiren sülukun düzenidir. Bu düzen de, hem akılcı kanıtlarla hem de Kur'an'da ve Ehl-i Beyt'in (a) rivayetlerinde geçen nakil kanıtlarıyla ispat edilebilen muteber bir nizamdır. Bu düzen ve uyumun kökeni, mektebin bakış açısını biçimlendiren koordineli prensiplerde bulunabilir. Bu özel bakışaçısı, bu ekolü, diğer ahlak ekollerine göre ayrıcalıklı yapmaktadır. Makalenin devamında kısaca bu bakış açısının genel çerçevesini ve temelini açıklayacağız.

Amaçlara Göre Ahlakın Tasnifi

Allame Tabatabaî'nin (rh) eğitim mektebinde bir temel nokta göze çarpmaktadır: El-Mizan tefsirinde “Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: 'Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz.” (Bakara 156) ayet-i şerifesini açıklarken çeşitli ahlak ekollerinin büyük üstad merhum Ayetullah Gazi Tabatabaî'nin (rh) ahlak mektebiyle ilişkisinden nispeten genişçe bahsetmektedir. O kısımda, kendi eğitim ve düşünce ekolünün hangi unsura dayandığını izah eder. Şöyle der: Muhlis olma -ihlasın çeşitli makam ve menzillerine dair merhum Bahru'l-Ulûm'un tabiri- yolunda hareket edenlerin hedefi ya Müslüman ve gayri Müslimlerin doğal olarak müşterek olduğu dünyevî gayelerdir ya da uhrevî gayelerdir. Eğitim mektepleri esas itibariyle bu iki eksene rücu eder. Yani eski ulemanın kitaplarına baktığımızda, kıymetli muhaddislerin ahlaka ilişkin rivayet kitapları gibi önceki zamanlardan, merhum Allame Meclisî'nin Hilyetu'l-Muttakîn'i ve diğer ahlak kitapları gibi sonrakilere varıncaya dek hemen hepsinde ahlak rivayetlerini görebiliyoruz. Bunlardaki rivayetler ilahî sevap ve azaba göre ortaya konup açıklanmaktadır. Merhum Allame de şöyle buyurur: Geniş bir bakış açısıyla bu kitaplarda geçen bütün bu düsturların -aynı şekilde Kur'an'da ve rivayetlerde geçen çok sayıda talimatın- tamamı ilahî sevap ve azaba, diğer bir ifadeyle uhrevî gayelere rücu eder.[1]

Fakat Allame, sözlerinin devamında kendisinin mektebinde ve diğer pek çok kıymetli âlimdeki ayırt edici yön olan noktaya işaret eder. Şöyle buyurur:

Kur'an'da ne uhrevî gayelerden ne de dünyevî gayelerden bahseden, bilakis halis tevhidden söz eden bazı ayetler görüyoruz. Şöyle ki, birçok meselede açık emir, müminin tevhide yönelmesidir. Tıpkı ayet-i şerifede geçtiği gibi, mümin çeşitli musibetlere düçar olduğu ve musibetler onun tahammül gücünü yükseltmek istediğinde Allah, tahammül gücünü arttırmak için musibetin uhrevî sevabına odaklanmak gerektiğin buyurmaz. Ya da onun dünyevî sonuçları dikkat edilmesini istemez. Yahut hatta insanın insanlık onuruna yönelmesini buyurmaz. Bilakis genel kalıp halinde der ki: “Mümin tevhide odaklanmalı”. Şöyle takdim eder: “Biz Allah'a aitiz ve ona döneceğiz.”[2] İşte bu makamda huzur bulur. Öyleyse anlaşılıyor ki diğer mecralar şeytanın menzili içindedir. Yani şeytan sâlike, bu mecralarda hareket ettiği ve en yüksek mertebelere çıktığında dahi hamle yapıp onu yere çalabilir.

Allame Tabatabaî (rh) sözlerinin devamında şöyle der: Allah, bir grubu, şeytanın onlara hamle yapabilmesinden istisna tutmaktadır. Bu grup ‘muhlesîn’dir. Bu konunun şahidi, mübarek Hicr suresinin ayetlerinde ve mübarek Sad suresindedir.[3] Hicr suresinde şeytanın sürülmesinden ve şeytanın Allah'ın karşısında kararlılıkla yemin etmesinden bahsedilir. Der ki: “Ben kesinlikle tüm insanları aldatacağım ve senin dosdoğru yolunda hareket etmelerine izin vermeyeceğim.” Sonra şeytanın kendisi muhles kulları istisna eder.[4] Şeytanın bu istisnası merhamet ve şefkatten değildir. Çünkü şeytan Allah'ın kullarına düşmandır.[5] İnsanın kesin düşmanı olan kimse ona asla merhamet etmez. Şeytan muhles olanlara da merhamet gösterecek ve bu merhametle onlara hamle yapmayacak değildir. Bilakis şeytan muhleslere saldıramaz. Buradan anlaşılmaktadır ki sülukun mertebelerinde bir menzil ortaya çıkabilir ve sâlik için bir yol açılabilir. Sâlik de “onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.”[6] denilen kimselerin sülukunda yerini alır. Yani Allah'ın kendi evliyasına verdiği vaat, muhles olanlar için tahakkuk edecektir. Zira o makamda bunlar artık şeytanın şerrinden kurtularak şeytandan kaygılanıp üzülmeksizin Mabuduna yalvarıp niyazda bulunacaktır.

Bu konu, merhum Ağa Seyyid Gazi Tabatabaî'nin (rh) “tarika-i ahrakiyye”[7] adını verdiği ve Molla Hüseyinkulî Hemedanî (rh) mektebinin kendine has eğitim yolu olan şeyin ta kendisidir. Aynı tarik, Allame Tabatabaî'nin (rh) mektebinde de kanıta dayandırılmış, insicamı sağlanmış ve mühendisliği yapılmış olarak tarikat sokağının sâliklerine sunulmaktadır.

1. İlahî rızanın razı olunan tavsifi: Saffat: “Allah, onların nitelendirmelerinden yücedir. (159) Ancak Allah'ın muhles kulları başka. (160)”

2. Nefislerdeki kıyametin zuhuru nedeniyle ufuklardaki kıyamete vakıf olunması:

Saffat: “Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır. (127) Ancak Allah'ın muhles kulları başka. (128)”

3. Kıyamette hesaptan muaf olunması:

Saffat: “Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız. (39) Ancak Allah'ın muhles kulları başka. (40)”

4. Şeytanın ulaşamaması:

Hicr: “Dedi ki: 'Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım.' (39) 'Ancak onlardan muhles kulların müstesna.' (40)”


[1] El-Mizan fi Tefsiri'l-Kur'an, c. 1, s. 354.

[2] Bakara 156.

[3] “Dedi ki: 'Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka kışkırtıp azdıracağım.' (82) 'Ancak onlardan, muhles olan kulların hariç.' (83) (Allah) 'İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim' dedi. (84) 'Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım.' (85)” (Sad suresi)

[4] “Dedi ki: 'Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım.' (39) 'Ancak onlardan muhles olan kulların müstesna.' (40) (Allah) Dedi ki: 'İşte bu, bana göre dosdoğru yoldur.' (41)” (Hicr suresi)

[5] “Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır.” (Fatır 6)

[6] “Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. ” (Yunus 62)

[7] Bu yolun “ahrak” olarak adlandırılmasının sebebi, varlıklar, niyetler, özlemler ve sorunlar harmanının tek  kalemde yakılması, kökünün kesilmesi ve sâlikin vücudundan ondan eser kalmamasıdır. Kur'an-ı Kerim'de bazı yerlerde tarika-i ahrakiyye kullanılmıştır. Bir kimse maksada ulaşmak için bu tarikattan istifade eder ve bu yolda yürürse birkaç yılda katetmesi gereken yolu kısa sürede alabilecektir. Kur'an-ı Mecid'de ondan bahsedilen yerlerden biri rücu kelimesinden ibarettir: “Biz Allah'a aitiz ve ona döneceğiz.” (Risale-i Lübbü'l-Lübab der Seyru Süluk-i Ulu'l-Elbab, s. 125)

YORUM EKLE