Ramazan ile Sonsuzlaşmak

Yüce Allah’ın sevgisine ulaşmak ve O’nun da sevgisini kazanmak, rıza-i ilahiye yakın şeytan-ı lainden uzak olmak için; belli bir mevsim yoktur, sadece ay vardır, sonbahar mevsiminden ve diğer dört mevsimden çok daha farklı bir ay…

Ramazan!

Gönlünü Allah’ın arşı yapmış insan, bu ayların ilk günüyle Ramazan’ın girdiğini hissetmeye başlar ve bu bereket ayını olabildiğince değerlendirebilmek için şimdiden, sergileyeceği kulluğu itibariyle bütün duygularını bir kere daha gözden geçirir…

İnsan için her saniye, her salise sonsuzluğa açılan bir zaman parçası olmaya namzettir. Bu Ramazan, o sonsuz hayatımızın kaderdenk anını içinde saklıyor olabilir. Ebedî saadet veya ebedi şekavete açılan bir anı, bir yol ayrımını.

Amele götüren ihlâslı niyetlerimizle kazanacağız rahmet, mağfiret ve beraat fermanlarını. Kıyam, rükû ve secdelerimizdeki samimiyet ve ne kadar zavallı, aciz ve fakir olduğumuzla.

Bu ayda ne gereksiz ağırlıklar edindiğimizi hissederiz, sonra her iftar vaktinde hafiflediğimizi, Allah'a her yönelişte yüceldiğimizi, bizi kuşatan, kelepçeleyen gururun blok blok çöküşünü.

Oruç tutuyoruz. Tutuyor ve ondan aşk, feyiz, ilham, erdem, iyilik, aşkınlık alıyoruz. Oruçtan ışık, istikamet, güç, enerji alıyoruz. Bir başka açıdan da sanki biz değil de oruç bizi tutuyor. Tutuyor elimizden ve ayaklarımız sürçüp de düştüğümüz yerden kaldırıyor, tam kalbimizden tutarak bizi içine düştüğümüz çukurdan, karanlıktan, boşluktan, körlükten, duyarsızlıktan ayağa kaldırıyor.

Ramazan ayı geldiği zaman Neb-i Ekrem (s.a.a) hemen minbere çıkar ve müminleri bu ayı karşılamaya şöyle hazırlardı:

“Ey İnsanlar!  Şüphesiz Ramazan ayı, Allah katında en üstün aydır. Bu ayın günleri, geceleri ve saatleri en faziletlidir. Allah bu ayda sizi kendi ziyafetine davet ederek, sizlere değer vermiştir. Nefesleriniz zikir, uykularınız ibadet, amelleriniz makbul ve dualarınız kabul etmiştir. Öyleyse doğru niyet ve temiz bir kalple Allah’a dua edin ki; size bu ayın orucunu tutmaya, Kuran’ını okumaya muvaffak etsin şüphesiz halkın en kötüsü bu ayda bağışlanmayanlardır.”

Başka bir beyanındaysa şöyle buyurmuştur: “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır.”

Bu ayda her tarafı huzur kaplar, insan ne kadar da günahkâr olsa bile kalbinde Allah’a karşı bir sevgi besler, Ona ulaşma ve kendini yetiştirme gayreti belirir ve geçmişte yaptıklarından pişman olur. Bu Allah’ın rahmetinin en sağanak haliyle herkesin üzerine yağmasındandır. Herkes bu yağmurdan kalbince yararlanır. Bazıları taş kalplidir, yağmur sadece yüzeyi ıslatır ama derinlere inmez, bazılarıysa en verimli toprak misali her damlayı içine çeker.

Bu ayda insan önce bir yakzeyle kendine gelir, hayatın anlamını düşünmeye, özüne inmeye başlar, kendisine kendisiyle ilgili sorular sorar, hafiften de olsa kendisini tanımaya çalışır. Eğer gerisi gelir ve kalbinin sesini dinlerse ancak o zaman ilerleye bilir, yok eğer bir uyanış ve bitiş olursa Ramazan’dan yararlanamaz dolayısıyla insan olmaktan da geri kalır.

“Kendini tanıyan Rabbini de tanır”, amenna, fakat kendine yabancılığı üzerinden atamayan, Rabbine karşı yabancılığı ne yapsın? İnsan dertlenip ani bir uyanışla kendini tanıma gayretine düştü mü zaten gerisi de gelir. Önce tefekkür ve peşi sıra da ibadet isteği aşikâr olur.

Sonrasında dua gelir.

Ramazan ayında insanın ettiği dualarda farklıdır. Dua ya niyazdır ya da naz. Niyaz da hep Allah’tan kendin için istersin; belalardan uzak olmayı, hep mutlu kalmayı, cehenneme gitmeyip, cennete girmeyi, rızkın bol olmasını… ama nazda ise, yine kendin için istersin lakin bu sefer sadece Allah’ı. İmam Seccad’ın şu duasında olduğu gibi:

“Rabbim! Eğer beni cehenneme atacak olursan bil ki, bütün cehennem ehline seni ne kadar çok sevdiğimi haykıracağım.”

Yahut Ebu Hamza-i Somalî duasında buyurduğu gibi:

“Allah'ım! Eğer beni cehenneme atacak olursan, buna düşmanın sevinir yok eğer beni cennete götürürsen, buna Peygamber'in sevinir ve andolsun ki, Peygamber'inin sevinmesinin düşmanının sevinmesinden sana daha sevimli olduğunu biliyorum. Allah'ım! Kalbimi sana sevgi ve sana kavuşma sevinci ile doldurmanı istiyorum…”

İmam Ali de Kumeyl duasında Rabbiyle şöyle münacat etmektedir:

“İlahım! Beni cehenneme attın ve farz edelim ki ben senin azabına dayana bildim, fakat rabbim senden ayrılığa nasıl dayanayım.”

Gördüğün gibi bu tür dualarda Allah’tan yalnızca onun sevgisini istenmekte ve ona karşı duyulan sevgi gösterilmektedir. Bundan gayri de hiç bir şey istenilmemekte, hatta cennet bile. Bu dualardan sonra da Allah icabet eder ve yüzüne kapılarını açar. Kalp Rahman’ın nazargâhı olur.

Kalbin rahmanî nazargâh olması demek, Allah'ın mücerret onu bilmesi ve görmesi demek değil, aksine Allah'ın o kalbe sevgiyle teveccüh etmesi, şefkatle nazar kılması ve o kalbi sevgisi için müstahak buyurmasıdır. Allah bir kalbe nazar etti mi oraya kendi sevgisini yerleştirir.

Ey Gönül!

Sendedir Cehennem ateşi ve dahi Cennet sende

Sendedir iki cihan mülkünün tamamı sende

Gafil olma, gözünü aç, büyük âlem sensin

Sidre, Levh, Kalem ve Arş-ı Muallâ sensin.

Bütün bunlar Ramazan ayında olur, Ramazan’ı en güzel şekilde değerlendirenler için.

Bu ayda ilahi aşk sergerdan olur; duygu yüklü kalplerde, temiz fıtratlarda kendisi için bir yer aramaya koyulur.

Sen derdin ne olduğunu anlayıp, sonrasında gözyaşıyla tövbe ederek yeniden rıza-i ilahiye ulaşmak istedin mi, bu sefer Rab elinden tutarak kendisine doğru çeker.

Ramazanla kendini yetiştirmeye başlamışsındır. Dualar, ibadetler, tefekkürler ve dostla yapılan samimi münacatlar en hızlı şekilde seni Allah’a ulaştıracaktır. Böylece ruhun, kendisi için gerekli olan ekmeğini, suyunu, tekâmülü için gerekli olan her şeyi almıştır artık… sonrasında kalpte Allah’ın sevgisi oluşmaya başlar.

Dünyanın hiçbir lezzetiyle kıyaslayamayacağın güzellikte tat almaya başlarsın. Lakin unutmamak gerekir ki sevgi, çiçek misalidir. Sevgi çiçeği ne ister? Sevgi çiçeği gözyaşı ister. Sevgi çiçeği alın teri ister. Sevgi çiçeği kan ister.

Gözyaşı dökülmeden, alın teri akıtılmadan sevgi hiçbir zaman hakikat olamaz. İlahi aşkın ispatı; gözyaşı, alın teri ve en sonunda da tüm varlığınla onun yolunda feda olmaktır, dünya ve mafihten tamamen kendini soyutlamandır.

Diğer aylarda bunlara hemen ulaşamayız, fakat Ramazan ayı maneviyatı ve orucuyla bizi en kestirmeden sevginin bu üç şartına ulaştırmaktadır. İlahi nesimlerin her tarafı kaplamasıyla gönlümüz hep buruktur, hele ilkindi vakitlerinde daha bir duygulu olur oruçlu. İftardan sonra okunan iftitah duası, yatmadan önce yapılan kendini hesaba çekme ve sahurları kılınan iki rekât ve peşi sıra okunan Ebu Hamza duası, ilahi aşk için gereken gözyaşlarının menşesi olur.

Ve ağlarsın Allah’a aşkını ispatlarcasına.

Bir de ter gerek; iradeyi güçlendirmek, Ramazan sonrasında sadece kendinin istediği gibi yaşamak ve nefsin istediği gibi yaşamamak için gayret teri dökmek gerek, bunu da sahurdan iftara kadar olan açlık bize öğretmektedir.

Bu yüzden Ramazan, rahman ve rahim Allah’ın bizlere vermiş olduğu en güzel nimettir. Maşukun aşığa verdiği en güzel hediyedir, cananın yanından ayrılıp, arş bahçesinden geçen, misk kokuları yayarak dünya ehline sunulan en kıymetli armağan…

Ramazan; Gözyaşlarının kaynağı,

Teşekkür olarak sunulan bir duanın…

Kadir gecesiyle,

Namaz sonrası verilen hurmalarla,

Kuran tilavetiyle,

Gece ibadetine kalkanlarla,

Aşka mana veren gözyaşlarıyla,

Kıyamlar, kuudlar, kunutlarla,

Ve…

Islak yüzlerle,

Kumeyl, Ebu Hamza ve İftitah duasıyla,

Bir de!

Heyecanla sahura kalkmayla

Sonra kılınan iki rekât namazla…

İşte Ramazan insanı böyle Allah’a âşık eder. İnsan Ramazanla Allah’ı sever, bu sevme abd ile mabut ilişkisini geçerek, âşık ile maşuk ilişkisine dönüşür. Ramazan'la gelen ve potansiyel olarak Ramazan'da bulunan fırsatları değerlendiren bir insan, Ramazan geçince hayıflanmaz. Çünkü o burnunun yere sürtülmesine maruz kalmayacak, kendisine “veyh” çekilmeyecek bir insan kıvamını kazanır. O, Ramazan ayını iyi değerlendirmiş ve Allah’ın mağfiretine mazhar olmuştur

Son söz: İlahi bir insan olmak için ne kadar çaba saffettik, hangi nahoşlukları bertaraf? Daha vakit varken bu dertle dertlenmeliyiz, yoksa Ramazan biter ve biz hala eski halimizde kalırız, zavallıca dünyevi lezzetlerin esiri olarak. İnsan olmak için Ramazan’da bir adım dahi atamayan, ilah-i aşka ulaşmak bir yana, ilahı bile tanıyamaz. Fırsatlar bulut misali hemen geçip gider, sonra yakalanamaz, ne kadar ahu figanlar edilse de nafile, geçen zaman asla geri gelmez. Ya bu Ramazan’dan en azami şekilde yararlanmalıyız ya da yine on bir ay beklemek zorunda kalacağız, her şeyden, bütün güzelliklerden habersiz olarak.

YORUM EKLE