Seyit Ali Gazi, hicri 1865 yılında Tebriz kentinde gözlerini dünyaya açtı, çocukluk yıllarını doğum yerinde geçiren Seyit Ali bu dönem zarfında Tebriz’in büyük âlimlerinden olan babasının yanı sıra Tebriz’de bulunan diğer önde gelen büyük âlimlerden ilk dini derslerini aldı. 

Seyit Ali 1890  yılında Necef kentine ayakbastı ve hayatının sonuna kadar bu kentte kalarak hayatı boyunca ve ölümünden sonra Allaha ulaşmayı amaç edinen insanlar için bir rehber olmaya devam etti.

Merhum Seyit Ali Gazi, Necef kentine girdikten kısa bir süre sonra Necef’in ileri gelen büyük üstatları tarafından içtihat izni aldı.

Seyit Ali Gazi’nin Kuran ve Tefsir konusuna verdiği önem, gözlerden kaçmayan bir gerçektir. el-Mizan Tefsirinin yazarı Allame Tabatabai tefsirinde üstadı merhum Seyit Ali Gazi'nin yöntemini uyguladığını ve hadislerin açıklamasında da ondan yardım aldığını ifade etmiştir.

Seyit Ali Gazi bereketli hayatı boyunca birçok talebe yetiştirerek sayıları bilinmeyen birçok büyük alimi topluma kazandırdı. Günümüzdeki büyük arif ve fakihlerin bir kısmı,  bu yüce şahsiyetin engin ilminden faydalanan kimselerdir.

El-mizan Tefsirinin yazarı Allame Tabatabai, büyük müçtehitlerden Ayetullah Behcet, Şehit Destgeyb gibi birçok kişi bu yüce şahsiyetin bilinen birkaç talebesidir.

Merhum Seyit Ali Gazi kırk yıl boyunca nefsiyle yaptığı mücadeleden sonra, kırk yıl boyunca Allah yolunda sabrettikten sonra, tam kırk yıldan sonra vuslata erdi ve maşukunun cemalini görme şerefine erdi.

Seyit Ali’nin gençliğinde dini’ne olan bağlılığı herkesçe bilinen bir gerçekti, elinden geldiğince bütün müstahapları yerine getirmeye çalışan bu gencin hali her göreni şaşırtıyordu. Bazıları onu riyakârlıkla suçlarken bazıları da hayranlıklarını gizleyemiyorlardı.

Seyit Ali’nin kendisi şöyle anlatıyor: Yirmi yıl boyunca gözümü haramdan korumaya çalıştım öyle ki artık bir namahrem kadın gelmeden hemen önce gözlerim kendiliğince kapanıyordu ve Allahın lütfüyle artık bu konuda zorluk yaşamıyordum. 

Bunca yıl nefis savaşından sonra hiç yılmadan mahbubun cevabını bekleyen Seyid Ali, kırkıncı yılın sonunda mahbubuna kavuştu ve perdelerin bir kenara çekildiğini kendi gözleriyle müşahede etti.

Ayetullah Necabet, bu yüce şahsiyetin öğrencilerinden birisidir, üstadının şöyle buyurduğunu naklediyor: Kırk yıl boyunca Allahın yolundan ayrılmadım, kaç defa beni öldürmek istediler ama Ayetullah Ebul-Hasan İsfihani bırakmadı, bunca zaman zarfında ne bir uyku gördüm ne bir mükaşefeye şahit oldum ne bir arkadaşım oldu ne de derdimi anlatacağım birisi.

Her zaman talebelerine şöyle buyuruyordu:

Su bulmak için yeri kazıyorsanız ümitsizliğe kapılıp yorulmamalısınız, zamanı geldiğinde mutlaka suya ulaşacaksınız, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmayın, bir de bakacaksınız ki su fışkırarak çıkmaya başladı.

Seyit Ali Gazi sürekli akşam namazlarını İmam Hüseyin (as) ve Hz. Ebul-fezl’in mezarının yanı sıra kılardı. Bir gün Hz. Ebul-fezl’in mezarına giderken kendi kendine neden bugüne kadar mana âleminden herhangi bir şeyi gözleriyle görmediğini düşünür. Mezar başına geliyor ve namaza başlıyor ama Allahu Ekber’den hemen sonra her şeyin farklı olduğunu görmeğe başlar, artık mezar eski mezar değil, insanlar eski insanlar değil, her şeyin bambaşka bir görüntüsü var. Korkuyor ve namazı çabuk bitirip evine dönüyor, yatsı vaktine kadar her şeyin normal hale döndüğünü gören seyit ali yatsı namazında yine aynı hale girer ve hayatının sonuna kadar bu durum devam eder.

Ayetullah Seyit Ali Gazi seksen üç yaşında dünya hayatına veda etti.